HOŞGELDİNİZ
26/3/2009
>> Yay Hayattır, Ok Niyet, Hedefte Amaçtır
Yay hayattır:
Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır. Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır -her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.
Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.
Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir. Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek -bu bir lanet değil bir nimettir.
Yayı zarifçe gerin, her iki tarafın da kendine düşen payı gerektiği biçimde yapmasını sağlayın, enerjinizi boşa harcamayın. Bu sayede yorgun düşmeden pek çok ok atabilirsiniz.
Ok
Ok sizin niyetinizdir. Yayın gücünü hedefin tam ortasına bağlayan araçtır.
Niyetimiz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalıdır.
Ok bir kez yaydan ayrıldı mı artık asla geri gelmez, bu yüzden sürece müdahale etmek -oka yön verecek hareketler doğru ve düzgün olmadığında- sırf ok gerilmiş ve hedef bekliyor diye eski kafalı bir şekilde hareket etmekten daha iyidir.
Sizi durduran tek şey hedefi tutturamamak korkusu ise bu durumda niyetinizi açıkça göstermekten çekinmeyin. Doğru hareketleri yerine getirin ve elinizi açıp yayın telini bırakın, gerekli adımları atarak girdiğiniz mücadele ile yüzleşin. Hedefi vurmayı başaramasanız bile bir dahaki sefere daha iyi nişan almaya muktedir olacaksınız.
Eğer hiç risk almazsanız bir dahaki sefere neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.
Hedef
Hedef ulaşılmak istenen amaçtır.
Sizin tarafınızdan belirlenir. İzlenen yolun güzelliği de işte burada yatar: Asla bahaneler uydurmaya ya da rakibinizin daha güçlü olduğunu söylemeye hakkınız yoktur. Çünkü hedefi seçen sizsiniz ve tüm sorumluluk size ait.
Eğer hedefinizi bir düşman olarak görürseniz belki iyi bir atış yapabilirsiniz ama kendinizi geliştirmeyi asla başaramazsınız. Tüm hayatınız boyunca okunuzu, kağıttan ya da tahtadan yapılmış, anlamı olmayan şeylerin ortasına atmaya çalışırsınız. Ve diğer insanlarla bir araya geldiğinizde hayatta hiç ilginç ya da heyecanlı bir şey yapmadığınızdan yakınırsınız.
İşte tam da bu yüzden bir amaç belirlemeniz gerekir, ona ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı, ona saygıyla ve önemseyerek bakmalısınız: Onun sizin için anlamını ve onun için ne kadar çaba, eğitim ve sezgi harcadığınızı iyi bilmelisiniz.
Hedefinize nişan alırken sadece ona odaklanmayın, onun çevresinde olup biten her şeyi de görün; çünkü ok fırlatıldığında, rüzgâr, ağırlık, uzaklık gibi kolay kolay hesap edemeyeceğiniz etkenlerle karşılaşacaktır.
Bir amaç sadece insan ona ulaşmayı hayal edebildiği sürece vardır. Onun varlığını gerçek kılan insanın tutkusudur, aksi taktirde amaç ölü bir şey, uzak bir hayal, tatlı bir düş olur.
Ve tıpkı niyetin bir amaca ihtiyaç duyduğu gibi, amaç da bir insanın niyetine ihtiyaç duyar. Çünkü varlığına anlam veren şey budur; bu sayede o artık sadece bir düş değil, bir okçunun dünyasının merkezidir.
16/1/2009
>> Gün gelir an olur...
Gün gelir, ân olur… Yüreğinin uzun süredir söylediği eski bir türkü gelir dilinin ucuna… Sözleri çok iyi hatırlarsın aslında ama bir türlü tutturamazsın melodiyi… Türkü içinde kalır. Bir ağırlık çöker göğsünün orta yerine… Tekrar denersin, nafile… Nafiledir tüm çabalar, düğümlenir boğazın. Bir damla sıcak kan süzülür çaresiz gözlerinden. Yanaklarına değil yüreğine akar… “Seviyorum!!!” diyemezsin…
Gün gelir, ân olur… Şah damarının üstünde keskin bir bıçak gibi durur karşında. Kessin istersin. Kan gönlüne akacağına damla damla, oluk oluk aksın bedenine… Hiç değilse ruhun rahat olsun, kurtulsun bu sefil bedenden istersin, kesmez. Kördür bıçak, paslıdır. Belki içten içe ağlamaklıdır o ân ama “Unut” der… Cevap veremezsin, “Kolay mı?” diyemezsin. Başka ne desen yalan olur.
Gün gelir, ân olur… Dinlediğin her şarkıda, her notada tek tek o vardır. Yazdığın her şiir ona armağandır. Yağan kar tane tane o’dur, güneş doğar, batar belki ama yüzüne vuran ışık o’nundur. Kamaşır gözlerin, ağrır belki… Yine de ayıramazsın bakışlarını. Baktıkça ağrıtır, ağrıttıkça bağlanırsın. Zaten bundan sonra konuşmanın anlamı yoktur. Dilin kudreti yetmez o hissi ifade etmeye. Söylediğin kuru bir laf olur.
Gün gelir, ân olur… Bir şimşek çakar beyninde, aralanır gözkapakların… Gördüğün yalnızca bir rüyadır… Uyandığında anlarsın; peşine takılıp gittiğin adi bir yalandır. Muhakkak kendin uydurmuşsundur, belki inanmışsındır… Hattâ, kesin inanmışsındır… Ama mühim olan uyanmış olmaktır. Bunca yalanın içinde, üzerinde bir damla kan lekesiyle beyaz yastığa uyanmaktır tek gerçek.
Ve nihayet; gün gelir, ân olur……….
Geçip aynanın karşısına “Oh be!” dersin, “Rüyaymış.”.
Ve bir gün yüzünde bir anlık hüzünlü bir tebessüm bıraksın diye yazarsın bunca satırı. Bir ân… Bir hüzünlü tebessüm… Hepsi bu..?!
AlInTı...
5/1/2009
>> Geriye Kalan Yalancı Zaman...
Sen? Gözlerini kapayarak sadece dinledin. Bazen aralandı göz kapakların. Seyre daldın, müziğin ritmindeki beni.
Oysa kalkmalıydın yerinden, sarılmalıydın bedenime. Başını başıma dayayıp, ruhunu ruhumla beslemeliydin. Arada dokunmalıydı dudakların saçlarıma. Nefesini duymalıydım tenimde. Ellerim büyümeliydi ellerinin içinde. Aşkın soluğunu çekmeliydik içimize.
Aşkın soluğu yalnız alınmıyor sevgili.
Dinleyebilir miyiz bir gün bir yerlerde aynı şarkıyı? Gözlerin gözlerime akar mı yeniden? Ben senin yeşilinde, sen benim bal gözlerimde buluşabilir miyiz? Ellerin uzanır mı ellerime, içine çekebilir misin sözlerinle beni? Dalar mı bakışlarını en derinlerime? Dansımızı düşler mi yüreğin?
Dans, sevmez korkak adımları. İhanet sayar. Alınan nefeste içe çekilen müzik, coşku ister, bağışlamaz geciken adımları, birbirine uzak kalan bedenleri.
Belki yeni bir müzik başlar yeni bir yerlerde.Senin olmadığın, benim olduğum o bir yerde. Ve bana akan bir çift gözün olduğu bir yerlerde.
Senin içinde başlayabilir yeni bir müzik, senin olduğun, benim olmadığım bir yerlerde. Bu sefer korkak atma adımlarını. Müziği dinle, bedenini bırak notaların ritmine, eşlik et, yükselsin ruhun aşka.
Aşk affetmez gecikmeleri. Fazla beklemez verdiği randevuda. Sabırsızdır, heyecanlıdır çünkü, kıpır kıpır, duramaz ki yerinde, koşmak ister.
Koşmak koşmak.. Yoruluncaya kadar.
Bizim müziğimiz bitti sevgilim. Gecikmiş adımlarını yüreğime atma.
Oysa yükselmiştim aşka. Minik bir serçe kuşu gibiydim. Kanat çırpıyordum sana. Birlikte konarız sandım aşkın evine. Ama ben yoruldum. Geciktin sen. Gücüm yoktu ki beklemeye. Tutamadın beni yükselişimde. Uçamadın benim olduğum yere.
Aşkın soluğu yalnız alınmıyor sevgili.
Aşk, şimdilerle besler yarını. Sen aşkın yarınlarını beslemedin ki. Senin şimdilerin yoktu çünkü. Sen çarpan kanatlarımı da güçlendiremedin. Belki de sen uçmayı bilmiyorsun, dansı bilmediğin gibi.
Aşkın soluğu yalnız alınmıyor sevgili. Üşütüyor aşkı bekletmek.
Aşk, gökkuşağı gibidir. Sıkça göremezsin yaşam boyunca. Sayılıdır o güzelliğin yaşandığı anlar. İşte o an, bir ödüldür. Sarıp sarmalanıp itina ile korunması gereken bir ödül.
Sen sana armağan edilen ödülünü koruyamadın sevgili. Gecikti adımların aşka. Ve müzik bitti.
Artık, gecikmiş adımlarını yüreğime atma… Ben müziğimi dinledim. Dansımı yaptım. Ve oturdum yerime… Geriye kalan sadece.
"YALANCI ZAMAN"
Umutlar gene soldu bu gece karanlığında
Gene karlar yağdı çiçeklenen dallarıma
Zamansızlığın zamanımıydı yoksa bu
Zamansızlığın içinden gelen
Yoksa yalnızca yalancı zaman mı
<- :: Sonraki Sayfa ->